Cemal Savaşı Nedir? hz Ali ve hz Aişe validemiz

 İslam tarihinin en kederli sayfalarından biri olan Cemel Vakası, Hicret’in 36. yılında Müslümanların kendi içlerinde yaşadığı ilk büyük sarsıntıdır. Bu olay, sadece bir askeri çatışma değil, adaletin tecellisi konusundaki içtihat farklılıklarının ve araya giren fitne odaklarının bir sonucudur. Hz. Osman’ın şehit edilmesinin ardından sular durulmamış, İslam toplumu derin bir yas ve kargaşa içine sürüklenmişti.

Hz. Ali halife seçildiğinde, önceliği devlet otoritesini yeniden tesis etmeye ve kaosu dindirmeye vermişti. Diğer yanda ise Hz. Aişe, Talha ve Zübeyr gibi sahabenin önde gelen isimleri, Hz. Osman’ın katillerinin bir an önce bulunup kısas yapılmasını savunuyorlardı. Aslında her iki tarafın amacı da adaleti sağlamaktı; ancak yöntemsel farklılıklar ve Medine dışındaki siyasi gerginlikler meseleyi Basra yakınlarında karşı karşıya gelmeye kadar taşıdı.

Savaşın ismini, Hz. Aişe validemizin bindiği deveden (Arapça "Cemel") alması, mücadelenin bu devenin etrafında yoğunlaşmasındandır. Tarihi kaynaklar, her iki tarafın da aslında savaşmak istemediğini, hatta bir barış zemini arandığını kaydeder. Ne var ki, her iki ordunun içine sızmış olan ve huzurdan rahatsız olan fitne grupları, gece yarısı başlattıkları baskınla tarafları çatışmaya zorlamıştır. Bir gecede başlayan bu talihsiz olay, binlerce Müslümanın ve İslam’ın yıldız isimlerinden Hz. Talha ile Hz. Zübeyr’in şehadetiyle sonuçlanmıştır.

Savaşın sonunda Hz. Ali, İslam ahlakının en güzel örneklerinden birini sergilemiştir. Galip gelmesine rağmen karşı tarafa "esir" muamelesi yapmamış, ölenlerin cenaze namazlarını kıldırmış ve Hz. Aişe validemizi büyük bir hürmetle, kalabalık bir refakatçi grubuyla Medine’ye uğurlamıştır. Cemel Vakası, bizlere fitne zamanlarında basiretin ne kadar kıymetli olduğunu ve Müslümanların birbirine olan sevgi ve saygısının her türlü siyasi görüşün üzerinde tutulması gerektiğini öğreten acı bir ibret vesikasıdır.

NOT:

Cemel Vakası’nı değerlendirirken düşülmemesi gereken en büyük hata, taraflardan birini "günahkar" ilan etmektir. İslam alimlerinin ittifakla belirttiği üzere bu hadise, tamamen bir içtihat farklılığıdır. Sahabe-i Kiram, Kur’an ve Sünnet ışığında adaletin nasıl tecelli edeceği konusunda farklı görüşlere varmış; her iki taraf da "hakkı ikame etmek" niyetiyle hareket etmiştir. İslam hukukunda içtihat eden kişi, isabet ederse iki, yanılırsa bir sevap kazanır. Dolayısıyla bu olay bir günah değil, "hata edilmiş bir içtihat" olarak görülmelidir.

Ayrıca, her iki ordunun içine sızarak barış görüşmelerini sabote eden ve Müslümanları birbirine kırdıran asıl güç, Abdullah bin Sebe taraftarları (Sebîîler) gibi fitne odaklarıdır. Bu şer grupları, gece baskınlarıyla savaşı kaçınılmaz hale getirerek fitne ateşini körüklemişlerdir. Bizlere düşen; "Allah onlardan razı olmuştur" düsturuyla hareket etmek, sahabe arasındaki bu acı hadiseyi bir ibret vesikası olarak okumak ve aralarındaki yüksek ahlak ile birbirlerine olan hürmeti (Hz. Ali’nin Hz. Aişe’yi onurlandırması gibi) esas almaktır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zayıf Hadislerle Amel Edilir mi?

'' Bin Aydan Hayırlı Geceyi Aramak: Ramazan'ın Son 10 Gecesi ve Kadir Gecesi ''

Kandil Geceleri Dinde Var mı?