İslam, Allah’ın kulu ile arasına hiçbir vasıtanın giremeyeceği, saf Tevhid inancı üzerine kuruludur. Ancak bugün, "tasavvuf" ve "tarikat" adı altında, dinde aslı astarı olmayan, Peygamberimiz (s.a.v.) ve ashabının asla yapmadığı onlarca bid'at ve hurafe Müslümanlara "fazilet" diye pazarlanmaktadır. Araştıran bir gencin bilmesi gereken en yalın gerçek şudur: Dinde sonradan uydurulan her şey bid'attır ve bid'atın sonu ateştir.
1. Tevhidin Temeline Dinamit: Aracı Edinme ve Medet İsteme
Bugün tarikatlarda en yaygın sapkınlık, şeyhleri Allah ile kul arasında aracı (vesile) kılmak ve onlardan "medet" ummaktır. Şeyhin ruhaniyetinden yardım istemek, "Yetiş ya filan şeyh" demek, açıkça şirktir. Allah’tan başkasına el açmak, O’nun mutlak kudretine ortak koşmaktır.
Kur’an’dan Delil:
"(Rabbimiz!) Ancak Sana kulluk ederiz ve ancak Senden yardım dileriz." (Fâtiha, 5)
"Allah’ı bırakıp da sana ne fayda ne de zarar verebilecek olan şeylere yalvarma! Eğer böyle yaparsan, şüphesiz sen zalimlerden (müşriklerden) olursun." (Yûnus, 106)
Sünnetten Delil:
Peygamberimiz (s.a.v.) İbn Abbas’a (r.a.) şöyle buyurmuştur: "Bir şey isteyeceğin zaman Allah’tan iste. Yardım dileyeceğin zaman Allah’tan yardım dile." (Tirmizî)
2. Uydurma Ritüeller: Rabıta ve Hatme-i Hâcegân
Dinde olmayan ama tarikatların "olmazsa olmazı" sayılan uygulamalardan biri de "Rabıta"dır (şeyhin suretini zihinde canlandırıp ondan feyz alma). Bu, ne Peygamberimizin ne de sahabi efendilerimizin hayatında vardır. Bu uygulama, Hristiyanlık ve Hinduizm gibi batıl dinlerdeki ritüellere benzer bir ruhbanlık anlayışıdır. Aynı şekilde "Hatme-i Hâcegân" gibi dinde aslı olmayan toplu zikir törenleri de bid'attır.
Sünnetten Delil (Kesin Uyarı):
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Kim bizim bu dinimizde, ondan olmayan bir şeyi sonradan uydurursa, o (uydurduğu şey) reddedilmiştir." (Buhârî, Müslim)
3. Hurafe ve Efsaneler: Abdulkadir Geylani ve Tavuk Olayı
Tarikatlar, müritlerini akıl dışı efsanelerle kendilerine bağlarlar. En bilinenlerinden biri, Abdulkadir Geylani’nin (rahimehullah) yenmiş bir tavuğun kemiklerini bir araya getirip "Allah'ın izniyle kalk" diyerek dirilttiği iddiasıdır. Bu tür hikayeler, Allah’ın "Muhyî" (Hayat Veren) sıfatını kullara vermektir. Velilerin kerametleri haktır, ancak dinde aslı olmayan efsaneleri dinin bir parçası gibi anlatmak, Tevhid inancını yozlaştırmaktır.
4. "Ne Olacak, Fazilettir" Demenin Bedeli
Selef-i Salihin’in yolunu savunan müslümanlar, bu uygulamaların dinde olmadığını söylediğinde, tarikat ehli hemen savunmaya geçer: "Siz ne anlarsınız faziletten, bu bir zevk meselesidir, bid'at-ı hasenedir (güzel bid'attır)" derler.
Hâlbuki Peygamberimiz (s.a.v.) bu kapıyı ebediyen kapatmıştır:
"Sözlerin en hayırlısı Allah’ın kitabıdır. Yolların en hayırlısı Muhammed’in yoludur. İşlerin en şerlisi sonradan uydurulanlardır (bid'atlardır). Her bid'at sapıklıktır ve her sapıklık ateştedir." (Müslim, Nesâî)
"Dinde güzel bid'at" diye bir kavram yoktur. Eğer bir şey faziletli ise, onu en iyi bilen ve yapan Resulullah (s.a.v.) olurdu. O’nun yapmadığı bir şeyi "fazilet" sanmak, O’nun dinini eksik (hâşâ) kabul etmektir.
5. Büyük Çelişki: Ehl-i Sünnet Maskesi
Bu tarikatlar, kendilerini "Ehl-i Sünnet" olarak adlandırırlar. Ancak Ehl-i Sünnet, "Peygamber’in (s.a.v.) ve Ashabı’nın Yolu" demektir. Sahabe efendilerimiz asla rabıta yapmadı, şeyhten medet istemedi, dinde olmayan zikir törenleri düzenlemedi.
Tarikatların inançları ve amelleri, Ehl-i Sünnet akidesiyle değil, Şia ve Sufizm’in karmaşık, felsefi ve Batınî görüşleriyle harmanlanmıştır. Onların çoğu, Sünnet’e değil, kendi şeyhlerinin sözlerine ve rüyalarına tabi olurlar.
bakın kardeşlerim!
Tevhid, İslam’ın kalbidir. Şeyhlere taparcasına bağlanmak, onlardan medet ummak, dine bid'atlar sokmak Tevhid nurunu söndürür. Kurtuluş yolu; ne tarikatlar ne de şeyhlerdir. Kurtuluş; sadece Kur'an ve Sahih Sünnet'i, Selef-i Salihin'in (Sahabe, Tabiin) fehmiyle, hiçbir aracıya ihtiyaç duymadan yaşamaktır.

Yorumlar
Yorum Gönder