Ana içeriğe atla

Şiiler Neden Sahabelere Sövüyor? Hakikat ve Sapkınlık arasında ŞİA


İslam tarihinin en büyük fitnelerinden biri, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) vefatından sonra ortaya çıkan ve bugün "Şiilik" olarak bilinen akımdır. Araştıran bir gencin bilmesi gereken ilk şey şudur: İslam, sahabenin omuzlarında yükselmiştir. Onlara dil uzatmak, aslında o dinin temeline dinamit koymaktır.

​1. Sahabe Düşmanlığının Kökeni: Neden Sevemiyorlar?

​Şiiler, İslam’ın ilk üç halifesi (Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman) ve birçok sahabenin (Aişe annemiz dahil), Hz. Ali’nin hakkı olan halifeliği "gasbettiğine" inanırlar. Onlara göre sahabenin büyük çoğunluğu -hâşâ- Peygamber’in vefatından sonra dinden dönmüş (irtidat etmiş) veya ona ihanet etmiştir.

​Gerçek: Oysa Kur'an-ı Kerim onları bizzat müjdelemiş, Allah onlardan razı olduğunu ilan etmiştir: "O önde giden ilk muhacirler ve ensar... Allah onlardan razı olmuş, onlar da O’ndan razı olmuşlardır." (Tevbe, 100) Allah’ın razı olduğuna lanet okumak, doğrudan Kur'an ayetiyle savaşmaktır.

​2. Resulullah’ın (s.a.v.) Sarsıcı Uyarısı

​Peygamber Efendimiz, gelecekte ortaya çıkacak bu fitneyi bizzat haber vermiş ve ümmetini şöyle uyarmıştır:

​"Ashabım hakkında Allah’tan korkun! Benden sonra onları kendinize hedef tahtası yapmayın. Kim onları severse, bana olan sevgisi sebebiyle sever. Kim de onlara buğz ederse (nefret duyarsa), bana olan buğzu sebebiyle eder. Onlara eziyet eden, bana eziyet etmiş olur; bana eziyet eden ise Allah’ı gazaplandırmış olur." (Tirmizî, Menâkıb 58)

​3. Şia'nın Sapkın İnançları ve Tehlikeli Sınırlar

​Şiilik sadece bir siyasi görüş değildir; zamanla akidevi bir sapmaya dönüşmüştür:

​Masum İmam İnancı: İmamların peygamberler gibi hatasız olduğuna inanırlar. Bu, İslam’daki "peygamberlik" makamına ortak koşmaktır.

​Vahyin Devamı İddiası: Bazı Şii fırkaları, vahyin Hz. Ali’ye geleceğini ama Cebrail’in (a.s.) -hâşâ- hata yaptığını savunacak kadar ileri gitmiştir. Bu açık bir küfürdür.

​Tekfir Hastalığı: Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer gibi "Aşere-i Mübeşşere"den (cennetle müjdelenenler) olan büyük zatlara "tağut" diyerek lanet ederler. Cennetle müjdelenen birine "kafir" demek, müjdeyi veren Resulullah'ı yalanlamaktır.

​4. Dinden Çıkma (İrtidat) İhtimali ve Büyük Riskler

​Bir Müslüman için en tehlikeli alan "sahabe sövücülüğü"dür.

​Eğer bir Şii; Hz. Aişe validemize (Kur'an ile temizliği sabitken) iftira atıyorsa, Kur'an'ın bir kısmının eksik olduğunu iddia ediyorsa veya sahabenin genelini kafir ilan ediyorsa, bu kişi İslam dairesinden çıkmış olur. İlahi vahiyleri bize ulaştıran sahabeye güveni sarsmak, dinin güvenilirliğini yok etmektir. "Ebubekir kafirse, onun rivayet ettiği ayet ve hadis ne olur?" sorusu, Şia'nın kendi bindiği dalı kestiğinin kanıtıdır.

​5. Tek Kurtuluş Yolu: Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat

​Ehl-i Sünnet yolu; ne Hz. Ali’yi ilahlaştırır ne de diğer sahabeyi dışlar. Bizim yolumuz, Peygamberimizin ve ashabının yoludur.

​Biz Hz. Ali’yi canımızdan çok severiz ama onu ilahlaştırmayız.

​Biz Hz. Ebubekir’e "Sıddık" deriz, Hz. Ömer’e "Faruk" deriz.

​Biz, Peygamberin dizinin dibinde yetişen o altın nesli, dinin yaşayan şahitleri kabul ederiz.

​Genç Kardeşim!

Şia yolu; kin, nefret, lanet ve hurafe üzerine kuruludur. Ehl-i Sünnet yolu ise ilim, edep, sevgi ve Tevhid üzerine... Sahabeye dil uzatan, aslında o sahabeyi seçen ve terbiye eden Allah’ın hikmetine dil uzatmış olur. Hak yol; Kur'an ve Sahih Sünnet'i, Selef-i Salihin'in fehmiyle anlamaktır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kaza Namazı Nedir? Bilerek Kaçırılan Namazın Kazası Var mı?

 İslam akidesinde namaz; belli vakitleri, rükunları ve şartları olan bir ibadettir. Günümüzde "nasıl olsa kaza ederim" düşüncesiyle namazın vaktini geçirmek büyük bir gevşekliğe yol açmaktadır. Peki, Kur’an ve Sünnet bu konuda ne diyor? 1. Kur’an’daki Kesin Sınır: Vakit Şartı Yüce Allah, namazın vaktinde kılınmasının tesadüfi değil, ilahi bir kanun olduğunu şöyle belirtir: "Şüphesiz namaz, müminler üzerine vakitleri belirlenmiş bir farzdır." (Nisâ Suresi, 103) Tefekkür: Bir ibadet "vakitli" olarak emredilmişse, o vakit dışında yapılması için Allah’tan veya Resulü’nden bir izin (delil) gerekir. Vakti dışında mazeretsiz kılınan namaz, vaktinden önce kılınan namaz gibi esastan bozulmuş bir ibadettir. 2. Sahih Sünnet’in Çizdiği Sınır Peygamber Efendimiz (s.a.v.), namazın vakti geçtikten sonra hangi durumlarda kılınabileceğini (kaza edilebileceğini) bizzat şu hadisle sınırlamıştır: "Kim bir namazı unutur veya uyuyup kalırsa, onu hatırladığı zaman kılsın....

Cehri Zikir Nedir? Kur'an ve Sünnette Var mı?

  Günümüzde bazı tarikatlarda "zikir" adı altında yüksek sesle bağırmak, garip sesler çıkarmak (hırıltı vb.) ve toplu halde kendinden geçercesine hareketler yapmak "maneviyat" gibi sunulmaktadır. Oysa İslam’ın zikir usulü vakar, huşu ve gizliliktir. 1. Kur’an-ı Kerim’de Zikrin Usulü: Kısık Ses ve Huşu Yüce Allah, zikrin nasıl yapılması gerektiğini A’raf Suresi’nde çok net bir sınırla çizmiştir: "Rabbini, içinden, yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam zikret; gafillerden olma!" (A’raf, 205) Tefekkür: Allah Teâlâ "yüksek olmayan bir sesle" (dûne'l-cehri) buyurarak, bağırıp çağırmayı değil, kalbin ve dilin sessizce uyuştuğu vakar dolu bir zikri emretmiştir. 2. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) Uyarıları "Ey insanlar! Kendinize acıyın (kendinizi yormayın). Siz ne sağır birine dua ediyorsunuz, ne de yanınızda olmayan birine... Siz, her şeyi duyan, size çok yakın olan Allah’a dua ediyorsunuz." (Buhârî, Müslim) Anal...