Ana içeriğe atla

​"Mezhep Nedir? Mezhepler Neden Var?​"


 İslam dininde "mezhep" kavramı, kelime anlamı olarak "gidilen yol, benimsenen görüş" demektir. Dinimiz İslam bir bütündür; ancak bu bütünün yaşanış biçiminde ve bazı teferruat meselelerinde ortaya çıkan anlayış farklılıkları "mezhepleri" doğurmuştur. Peki, bu bir ayrılık mıdır, yoksa bir rahmet midir?

​Mezhebin Amacı Nedir?

​Mezhepler, dinde yeni bir kural koyma kapısı değil, mevcut olan kuralları "anlama ve uygulama" usulüdür.

​Bir rehberdir: Sıradan bir müminin, Kur’an ve Sünnet’teki binlerce hükmü kendi başına analiz edip fıkhi bir sonuç çıkarması çok zordur. Mezhep imamları (İmam Azam, İmam Şafii vb.), ömürlerini bu kaynakları incelemeye adamış ve bizler için ibadetlerimizi nasıl yapacağımızı sistemli hale getirmişlerdir.

​Amacı kolaylaştırmaktır: Coğrafi şartlar, örf ve adetler değiştikçe fıkhi çözümlere ihtiyaç duyulmuştur. Mezhepler bu ihtiyaçlara cevap verir.

​Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Mezhebi Var mıydı?

​Bu sorunun cevabı hem evet hem hayırdır:

​Hayır; çünkü mezhepler Efendimizden (s.a.v.) sonra ortaya çıkan sistemlerdir. O, bizzat vahy Alan ve dini tebliğ edendir. O’nun rehberi doğrudan Allah (c.c.) idi.

​Evet; çünkü O’nun mezhebi bizzat "İslam" ve "Kur'an" idi. O hayattayken bir sahabi takıldığı bir konuyu direkt O'na sorar ve cevap alırdı. İhtilaflar O’nun huzurunda çözülürdü. Bu yüzden O’nun döneminde kurumsallaşmış mezheplere ihtiyaç yoktu.

​Mezhepler Dini Ayırır mı?

​En büyük yanılgı, mezheplerin dini böldüğünü sanmaktır. Aksine:

​Akaid (İnanç) Birdir: Bütün hak mezhepler Allah’ın birliğine, meleklere, kitaplara, peygamberlere ve ahirete aynı şekilde inanır.

​Görüş Farklılığı Zenginliktir: Ayrılık sadece uygulama (fıkıh) detaylarındadır. Örneğin namazda elin nerede bağlanacağı gibi teknik detaylar, dinin özünü değiştirmez. Bu durum, bir çiçeğin farklı renklerde açması gibidir.

​Mezhepler Olmasaydı Ne Olurdu?

​Eğer mezhepler ve o büyük imamların sistemli çalışmaları olmasaydı, günümüzde İslam dünyasında tam bir kaos hakim olurdu.

​Herkes kendi kafasına göre ayetlerden hüküm çıkarmaya çalışır, dinin aslı bozulma tehlikesiyle karşı karşıya kalırdı.

​İbadetlerde birlik ve beraberlik kaybolurdu.

​Asırlar boyunca biriken devasa bir fıkıh mirası olmaz, Müslümanlar modern dünyanın sorularına cevap veremezdi.

​Sonuç olarak; Mezhepler birer "ayrılık kapısı" değil, birer "rahmet yoludur". Peygamber Efendimizin (s.a.v.) "Ümmetimin ihtilafı rahmettir" hadisi, tam da bu fikir zenginliğine ve uygulama kolaylığına işaret eder. Bizler, mezhebimizi birer kurtuluş reçetesi olarak görmeli, ancak diğer mezheplerdeki kardeşlerimizi de aynı dinin yolcuları olarak kucaklamalıyız.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Şiiler Neden Sahabelere Sövüyor? Hakikat ve Sapkınlık arasında ŞİA

​ İslam tarihinin en büyük fitnelerinden biri, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) vefatından sonra ortaya çıkan ve bugün "Şiilik" olarak bilinen akımdır. Araştıran bir gencin bilmesi gereken ilk şey şudur: İslam, sahabenin omuzlarında yükselmiştir. Onlara dil uzatmak, aslında o dinin temeline dinamit koymaktır. ​1. Sahabe Düşmanlığının Kökeni: Neden Sevemiyorlar? ​Şiiler, İslam’ın ilk üç halifesi (Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman) ve birçok sahabenin (Aişe annemiz dahil), Hz. Ali’nin hakkı olan halifeliği "gasbettiğine" inanırlar. Onlara göre sahabenin büyük çoğunluğu -hâşâ- Peygamber’in vefatından sonra dinden dönmüş (irtidat etmiş) veya ona ihanet etmiştir. ​Gerçek: Oysa Kur'an-ı Kerim onları bizzat müjdelemiş, Allah onlardan razı olduğunu ilan etmiştir: "O önde giden ilk muhacirler ve ensar... Allah onlardan razı olmuş, onlar da O’ndan razı olmuşlardır." (Tevbe, 100) Allah’ın razı olduğuna lanet okumak, doğrudan Kur'an ayetiyle savaşmaktır. ​2. Re...

Kaza Namazı Nedir? Bilerek Kaçırılan Namazın Kazası Var mı?

 İslam akidesinde namaz; belli vakitleri, rükunları ve şartları olan bir ibadettir. Günümüzde "nasıl olsa kaza ederim" düşüncesiyle namazın vaktini geçirmek büyük bir gevşekliğe yol açmaktadır. Peki, Kur’an ve Sünnet bu konuda ne diyor? 1. Kur’an’daki Kesin Sınır: Vakit Şartı Yüce Allah, namazın vaktinde kılınmasının tesadüfi değil, ilahi bir kanun olduğunu şöyle belirtir: "Şüphesiz namaz, müminler üzerine vakitleri belirlenmiş bir farzdır." (Nisâ Suresi, 103) Tefekkür: Bir ibadet "vakitli" olarak emredilmişse, o vakit dışında yapılması için Allah’tan veya Resulü’nden bir izin (delil) gerekir. Vakti dışında mazeretsiz kılınan namaz, vaktinden önce kılınan namaz gibi esastan bozulmuş bir ibadettir. 2. Sahih Sünnet’in Çizdiği Sınır Peygamber Efendimiz (s.a.v.), namazın vakti geçtikten sonra hangi durumlarda kılınabileceğini (kaza edilebileceğini) bizzat şu hadisle sınırlamıştır: "Kim bir namazı unutur veya uyuyup kalırsa, onu hatırladığı zaman kılsın....

Cehri Zikir Nedir? Kur'an ve Sünnette Var mı?

  Günümüzde bazı tarikatlarda "zikir" adı altında yüksek sesle bağırmak, garip sesler çıkarmak (hırıltı vb.) ve toplu halde kendinden geçercesine hareketler yapmak "maneviyat" gibi sunulmaktadır. Oysa İslam’ın zikir usulü vakar, huşu ve gizliliktir. 1. Kur’an-ı Kerim’de Zikrin Usulü: Kısık Ses ve Huşu Yüce Allah, zikrin nasıl yapılması gerektiğini A’raf Suresi’nde çok net bir sınırla çizmiştir: "Rabbini, içinden, yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam zikret; gafillerden olma!" (A’raf, 205) Tefekkür: Allah Teâlâ "yüksek olmayan bir sesle" (dûne'l-cehri) buyurarak, bağırıp çağırmayı değil, kalbin ve dilin sessizce uyuştuğu vakar dolu bir zikri emretmiştir. 2. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) Uyarıları "Ey insanlar! Kendinize acıyın (kendinizi yormayın). Siz ne sağır birine dua ediyorsunuz, ne de yanınızda olmayan birine... Siz, her şeyi duyan, size çok yakın olan Allah’a dua ediyorsunuz." (Buhârî, Müslim) Anal...