Cemel Vakası’nın ardından İslam coğrafyasında sular henüz durulmamışken, Hicret’in 37. yılında Müslüman toplumu tarihinin en büyük sınavlarından biriyle daha karşı karşıya kaldı. Fırat Nehri kıyısında, Sıffin Ovası'nda karşı karşıya gelen iki ordu; bir yanda Müminlerin Emiri Hz. Ali (r.a.), diğer yanda ise Şam Valisi Muaviye idi. Bu savaş, basit bir iktidar kavgası değil, "adaletin nasıl tesis edileceği" üzerine yapılmış devasa bir içtihat farklılığının sonucuydu. Savaşın Arka Planı ve İçtihat Farklılığı Hz. Osman’ın (r.a.) feci bir şekilde şehit edilmesi, İslam toplumunda telafisi güç bir yara açmıştı. Hz. Ali, halifelik makamına geçtiğinde önceliği devlet otoritesini yeniden kurmaya, orduyu toparlamaya ve fitneyi yatıştırmaya vermişti. O, katillerin ancak devlet düzeni tam olarak sağlandığında sağlıklı bir şekilde yargılanabileceğine inanıyordu. Şam valisi Muaviye ve Şam halkı ise, Hz. Osman’ın kanının derhal talep edilmesini ve katillerin teslim edilmesini şart koş...
''Bid'atten uzak, sahih kaynaklarla İslam.''