Sıffin Savaşı Nedir? hz Ali ve Muaviye:
Cemel Vakası’nın ardından İslam coğrafyasında sular henüz durulmamışken, Hicret’in 37. yılında Müslüman toplumu tarihinin en büyük sınavlarından biriyle daha karşı karşıya kaldı. Fırat Nehri kıyısında, Sıffin Ovası'nda karşı karşıya gelen iki ordu; bir yanda Müminlerin Emiri Hz. Ali (r.a.), diğer yanda ise Şam Valisi Muaviye idi. Bu savaş, basit bir iktidar kavgası değil, "adaletin nasıl tesis edileceği" üzerine yapılmış devasa bir içtihat farklılığının sonucuydu.
Savaşın Arka Planı ve İçtihat Farklılığı Hz. Osman’ın (r.a.) feci bir şekilde şehit edilmesi, İslam toplumunda telafisi güç bir yara açmıştı. Hz. Ali, halifelik makamına geçtiğinde önceliği devlet otoritesini yeniden kurmaya, orduyu toparlamaya ve fitneyi yatıştırmaya vermişti. O, katillerin ancak devlet düzeni tam olarak sağlandığında sağlıklı bir şekilde yargılanabileceğine inanıyordu. Şam valisi Muaviye ve Şam halkı ise, Hz. Osman’ın kanının derhal talep edilmesini ve katillerin teslim edilmesini şart koşuyor, bu gerçekleşmeden biat etmeyeceklerini söylüyorlardı. Her iki taraf da Kur'an ve Sünnet'e dayanarak kendi yönteminin "hakkın ikamesi" için en doğrusu olduğunu savunuyordu.
Aylar Süren Bekleyiş ve Gece Baskınları Sıffin’de ordular karşı karşıya geldiğinde hemen savaşa tutuşmadılar. Aylar boyunca elçiler gidip geldi, barış yolları arandı. Müslümanlar birbirlerinin kanını dökmekten öylesine sakınıyorlardı ki, bazen gündüzleri konuşup akşamları çadırlarına dönüyorlardı. Ancak ne yazık ki, her iki ordunun içine sızmış olan ve Müslümanların birleşmesinden rahatsızlık duyan fitne odakları (Sebîîler ve benzeri gruplar), gizli tertiplerle barış umutlarını her seferinde sabote ettiler. Sonunda, kaçınılmaz olan çatışma patlak verdi ve tarihe "Leyletü’l-Harîr" (Hırıltı Gecesi) olarak geçen, binlerce Müslümanın şehit düştüğü o karanlık gece yaşandı.
Mushaf Meselesi ve Tahkim Savaşın en şiddetli anında, Şam ordusunun mızraklarının ucuna Mushaf (Kur’an) sayfalarını takmasıyla çatışmalar durdu. Bu hamle, "Aramızda Allah’ın kitabı hakem olsun" çağrısıydı. Hz. Ali, bunun bir savaş taktiği olduğunu bilse de, ordusundaki kurraların ve askerlerin ısrarıyla hakem olayını kabul etmek zorunda kaldı. Bu süreç, savaşı fiziksel olarak bitirse de İslam tarihinde "Haricilik" gibi aşırı akımların doğmasına zemin hazırlayan çok sancılı bir dönemi başlattı.
Ehl-i Sünnet'in Bakışı ve Sahabe Ahlakı Bizim için en mühim nokta şudur: Sıffin’de kılıç sallayan sahabe efendilerimiz, birbirlerini kafir veya dinden çıkmış olarak görmemişlerdir. Onlar birbirlerine "din kardeşimiz bize karşı ayaklandı" nazarıyla bakmışlardır. Hz. Ali, karşı tarafta ölenler için rahmet dilemiş, onların cenaze namazlarını kıldırmış ve "Bizim Rabbimiz bir, Peygamberimiz bir, kıblemiz birdir" diyerek aradaki vahdeti korumuştur. İslam alimleri bu süreci "hata edilmiş bir içtihat" olarak tanımlar. Yani niyetleri halis olan sahabe efendilerimiz, doğruyu bulmaya çalışırken beşeri bir yanılma yaşamışlardır; ancak bu yanılma onların sahabelik şanına ve cennetle müjdelenmiş olma vasıflarına asla halel getirmez.

Yorumlar
Yorum Gönder