Ana içeriğe atla

Cehri Zikir Nedir? Kur'an ve Sünnette Var mı?

 


Günümüzde bazı tarikatlarda "zikir" adı altında yüksek sesle bağırmak, garip sesler çıkarmak (hırıltı vb.) ve toplu halde kendinden geçercesine hareketler yapmak "maneviyat" gibi sunulmaktadır. Oysa İslam’ın zikir usulü vakar, huşu ve gizliliktir.

1. Kur’an-ı Kerim’de Zikrin Usulü: Kısık Ses ve Huşu

Yüce Allah, zikrin nasıl yapılması gerektiğini A’raf Suresi’nde çok net bir sınırla çizmiştir:

"Rabbini, içinden, yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam zikret; gafillerden olma!" (A’raf, 205)

Tefekkür: Allah Teâlâ "yüksek olmayan bir sesle" (dûne'l-cehri) buyurarak, bağırıp çağırmayı değil, kalbin ve dilin sessizce uyuştuğu vakar dolu bir zikri emretmiştir.

2. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) Uyarıları

"Ey insanlar! Kendinize acıyın (kendinizi yormayın). Siz ne sağır birine dua ediyorsunuz, ne de yanınızda olmayan birine... Siz, her şeyi duyan, size çok yakın olan Allah’a dua ediyorsunuz." (Buhârî, Müslim)

Analiz: Eğer bağıra çağıra zikir yapmak faziletli olsaydı, Efendimiz sahabeyi susturmaz, aksine teşvik ederdi. Allah her şeyi işitendir; O’na sesini duyurmak için gırtlağını patlatmaya gerek yoktur.

3. Tasavvuftaki "Değişik Sesler" ve Bid'at Tehlikesi

Bazı meclislerde çıkarılan "hu-ha" gibi hırıltılar veya ritmik seslerin dinde hiçbir aslı yoktur.

  • Sorgulama: Hz. Ebubekir, Hz. Ömer veya diğer büyük sahabeler toplandığında böyle sesler mi çıkarıyorlardı? Hayır! Onların meclisinde vakar ve gözyaşı vardı.

  • Hüküm: İbadetlerde "yeni bir tarz" icat etmek bid'attır. Efendimiz (s.a.v.) buyurdu ki: "Kim bizim bu dinimizde olmayan bir şeyi sonradan uydurursa, o reddedilmiştir." (Buhârî)

4. "Kendinden Geçmek" ve Raş (Titreme) Meselesi

Zikir yaparken şuurunu kaybedip garip hareketler yapmak, İslam’ın emrettiği "akıl ve şuur" dengesine aykırıdır. Allah müminlerin zikrini şöyle tarif eder:

"Gerçek müminler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir..." (Enfâl, 2)

  • Dikkat: Ayette "kalpleri ürperir" diyor, "bedenleri zıplar" veya "bağırırlar" demiyor. Sahabeler zikir yaparken kalpleri titrer, gözlerinden yaş akardı ama vakarla yerlerinde otururlardı.

  • 5. Sonuç: Hakiki Zikir Nasıl Olmalı?

  • İslam akidesine göre hakiki zikir; Allah’ın isimlerini, sıfatlarını ve O’nun yüceliğini tefekkür ederek, kimseyi rahatsız etmeden ve gösterişten uzak yapılan bir ibadettir. Zikir, sadece dildeki kelimelerden ibaret değil; kalbin Allah ile uyanık kalmasıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve ashabı, Kur’an’ın öğrettiği duaları ve Sünnet’te sabit olan zikirleri bir bütün olarak, sessizlik ve derin bir huşu içinde eda etmişlerdir.

    Unutulmamalıdır ki: Müzikli, oyunlu, bağrışmalı veya ritmik seslerle icra edilen "zikir" törenleri, İslam’ın asaletine ve vakarına gölge düşüren sonradan uydurulmuş beşeri kurgulardır. Bir Müslüman, Rabbini Kur’an’ın emrettiği gibi "sessizce, derinden ve içten" zikretmekle mükelleftir. İbadetlerde ölçü, kişisel zevkler veya kalabalıkların coşkusu değil, sadece ve sadece Vahiy ve Sünnet'tir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Şiiler Neden Sahabelere Sövüyor? Hakikat ve Sapkınlık arasında ŞİA

​ İslam tarihinin en büyük fitnelerinden biri, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) vefatından sonra ortaya çıkan ve bugün "Şiilik" olarak bilinen akımdır. Araştıran bir gencin bilmesi gereken ilk şey şudur: İslam, sahabenin omuzlarında yükselmiştir. Onlara dil uzatmak, aslında o dinin temeline dinamit koymaktır. ​1. Sahabe Düşmanlığının Kökeni: Neden Sevemiyorlar? ​Şiiler, İslam’ın ilk üç halifesi (Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman) ve birçok sahabenin (Aişe annemiz dahil), Hz. Ali’nin hakkı olan halifeliği "gasbettiğine" inanırlar. Onlara göre sahabenin büyük çoğunluğu -hâşâ- Peygamber’in vefatından sonra dinden dönmüş (irtidat etmiş) veya ona ihanet etmiştir. ​Gerçek: Oysa Kur'an-ı Kerim onları bizzat müjdelemiş, Allah onlardan razı olduğunu ilan etmiştir: "O önde giden ilk muhacirler ve ensar... Allah onlardan razı olmuş, onlar da O’ndan razı olmuşlardır." (Tevbe, 100) Allah’ın razı olduğuna lanet okumak, doğrudan Kur'an ayetiyle savaşmaktır. ​2. Re...

Kaza Namazı Nedir? Bilerek Kaçırılan Namazın Kazası Var mı?

 İslam akidesinde namaz; belli vakitleri, rükunları ve şartları olan bir ibadettir. Günümüzde "nasıl olsa kaza ederim" düşüncesiyle namazın vaktini geçirmek büyük bir gevşekliğe yol açmaktadır. Peki, Kur’an ve Sünnet bu konuda ne diyor? 1. Kur’an’daki Kesin Sınır: Vakit Şartı Yüce Allah, namazın vaktinde kılınmasının tesadüfi değil, ilahi bir kanun olduğunu şöyle belirtir: "Şüphesiz namaz, müminler üzerine vakitleri belirlenmiş bir farzdır." (Nisâ Suresi, 103) Tefekkür: Bir ibadet "vakitli" olarak emredilmişse, o vakit dışında yapılması için Allah’tan veya Resulü’nden bir izin (delil) gerekir. Vakti dışında mazeretsiz kılınan namaz, vaktinden önce kılınan namaz gibi esastan bozulmuş bir ibadettir. 2. Sahih Sünnet’in Çizdiği Sınır Peygamber Efendimiz (s.a.v.), namazın vakti geçtikten sonra hangi durumlarda kılınabileceğini (kaza edilebileceğini) bizzat şu hadisle sınırlamıştır: "Kim bir namazı unutur veya uyuyup kalırsa, onu hatırladığı zaman kılsın....