Hz. Ali’nin Şehadeti ve Hz. Hasan’ın Büyük Fedakarlığı:
İslam dünyası, Cemel, Sıffin ve Nehrevan gibi büyük imtihanlarla sarsılmışken, Hicret’in 40. yılında ilmin kapısı Hz. Ali (r.a.), bir sabah namazı vaktinde Harici Abdurrahman b. Mülcem tarafından şehit edildi. Hz. Ali’nin şehadeti, İslam toplumunda bir devrin kapanışıydı. O, arkasında siyasi çekişmelerin yorduğu ama kendisine sadık bir kitle bıraktı. Kufeliler, babasının şehadetinden sonra Hz. Hasan’a (r.a.) biat ederek onu halife seçtiler.
Altıncı Halife ve Kısa Süren Dönem Pek çok İslam alimi, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) "Benden sonra hilafet otuz yıldır" hadisine dayanarak, Hz. Hasan’ın yaklaşık 6 ay süren halifeliğini "Râşid Hilafet"in son halkası ve altıncı halifelik dönemi olarak kabul eder. Hz. Hasan, babasından devraldığı sancağı büyük bir vakarla taşıdı; ancak ümmetin içinde bulunduğu bölünmüşlük ve dökülen kardeş kanı onu derinden yaralıyordu.
Hz. Hasan, emrinde büyük bir ordu olmasına ve hakkı elinde bulundurmasına rağmen, Müslümanların birbirini öldürmesine razı gelmedi. O, dedesi Resûlullah’ın (s.a.v.) yıllar önce verdiği "İki büyük grubu barıştıracak" müjdesine mazhar olmak için muazzam bir fedakarlık yaptı. Hicri 41. yılda, kan dökülmesini engellemek ve ümmetin birliğini sağlamak şartıyla halifelik hakkından Muaviye lehine feragat etti. İslam tarihinde bu yıla, Müslümanların tekrar bir araya gelmesi sebebiyle "Birlik Yılı" (Âmü’l-Cemaa) denilmiştir.
Büyük Fedakarlık ve İhlal Edilen Ahit: Hz. Hasan’ın Barışı
Hz. Ali’nin (r.a.) şehadetinden sonra Müslümanların birliği ve daha fazla kan dökülmemesi adına Hz. Hasan (r.a.), halifelik hakkından belirli şartlar mukabilinde feragat etmiştir. Bu barış, İslam tarihindeki en büyük fedakarlıklardan biridir; zira Hz. Hasan, bir korku sebebiyle değil, ümmetin selameti için dünyevi makamı elinin tersiyle itmiştir. Ancak bu barışın temelini oluşturan maddeler, ileride yaşanacak Kerbelâ faciasının da hukuki zeminini oluşturmaktadır.
Barışın En Temel Şartı: Hilafet Ehl-i Beyt’e Dönecek Hz. Hasan’ın Hz. Muaviye ile yaptığı anlaşmanın en sarsılmaz maddesi şuydu: " Muaviye hayatta olduğu sürece halife kalacak, ancak o vefat ettiğinde hilafet makamı tekrar Hz. Hasan’a, eğer o hayatta değilse kardeşi Hz. Hüseyin’e geçecektir." Bu madde, hilafetin bir aile saltanatına dönüşmesini engellemek ve hakkı asıl sahibine iade etmek için konulmuştu. Hz. Hasan ayrıca; hiç kimseye intikam amacıyla dokunulmamasını, Medine ve Hicaz halkının emniyette tutulmasını ve Hz. Ali’ye minberlerde hakaret edilmemesini de şart koşmuştu.
Ahitlerin Çiğnenmesi ve Saltanatın Başlaması Ne yazık ki, zaman içerisinde bu mukaveledeki sözlerin çoğu kağıt üzerinde kaldı. Hz. Hasan, henüz .Muaviye hayattayken Medine’de zehirlenerek şehit edildi. Bu acı olaydan sonra, anlaşmanın en büyük maddesi olan "Hz. Hüseyin’in halife olması" şartı da açıkça ihlal edildi. Muaviye, vefatına yakın bir dönemde oğlu Yezid’i veliaht tayin ederek, İslam’ın istişareye dayalı yönetim anlayışını fiilen bir saltanat sistemine çevirdi.
Bizlere düşen; Hz. Ali’nin dik duruşunu ve Hz. Hasan’ın ümmetin selameti için dünyalık makamlardan vazgeçen o asil ruhunu örnek almaktır. Onlar, "makam" için değil, "İslam’ın bekası" için yaşadılar. Hz. Hasan’ın bu barışı sayesinde Müslümanlar yeniden fetihlere yönelmiş ve iç savaşın yıkıcı etkisi bir süreliğine de olsa durmuştur.
BUHARİ’ DE GEÇEN RİVAYET:
Ebu Bekre (r.a.) rivayet etmiştir: Resûlullah (s.a.v.) minberde iken yanında oturan torunu Hasan’a bakmış ve şöyle buyurmuştur: "Bu benim oğlum (torunum) bir seyyiddir. Umulur ki Allah, onun vasıtasıyla Müslümanlardan iki büyük grubu barıştırır."
(Sahih-i Buhari, Sulh Bölümü, 2704)

Yorumlar
Yorum Gönder