Ana içeriğe atla

Hz. Ebubekir’in (r.a.) Hilafet Dönemi

 

İslam tarihinin ilk halifesi olan Hz. Ebubekir es-Sıddık (r.a.), sadece iki yıl gibi kısa bir süre makamda kalsa da, sergilediği sarsılmaz irade ile İslam Devleti’nin dağılmasını önlemiş ve istikbalin temellerini atmıştır. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) en yakın dostu olan Hz. Ebubekir, Müslümanların en zor günlerinde bir liman vazifesi görmüştür.

​Riddet Olayları ve İç Huzurun Tesisi

​Efendimizin vefatının hemen ardından bazı kabilelerin dinden dönme (Riddet) girişimleri ve sahte peygamberlerin ortaya çıkması, devleti büyük bir varoluş kriziyle karşı karşıya bırakmıştı. Hz. Ebubekir, büyük bir kararlılıkla bu fitnelerin üzerine gitmiş ve İslam birliğini yeniden sağlamıştır. Bu dönemdeki başarısı, İslam’ın Arap Yarımadası’nda kalıcı olmasını sağlamıştır.

​Kur’an-ı Kerim’in Mushaf Haline Getirilmesi

​Hz. Ebubekir döneminin en büyük hizmetlerinden biri, Yemâme Savaşı’nda çok sayıda hafızın şehit düşmesi üzerine, Kur’an ayetlerini tek bir kitap (Mushaf) haline getirtmesidir. Zeyd bin Sabit başkanlığında kurulan heyet sayesinde vahiyler koruma altına alınmış ve bugün elimizde olan Kur'an-ı Kerim'in muhafazası sağlanmıştır.

​İmparatorluklara Doğru İlk Adımlar

​İç huzur sağlandıktan sonra, Hz. Ebubekir İslam’ın evrensel mesajını Yarımada dışına taşımaya başlamıştır. Halid bin Velid gibi dahi komutanlar eşliğinde Sasani ve Bizans sınırlarına ilk seferler onun döneminde düzenlenmiş, Suriye ve Irak kapıları aralanmıştır.

​Sadakat ve Tevazu

​Onun hilafeti, "makamın adamı değil, davanın adamı olma" dersidir. Halife seçildikten sonra bile bir süre komşularının koyunlarını sağmaya devam eden, Beytülmal’den (devlet hazinesinden) kendine ayrılan payı bile vefat ederken iade eden bu büyük sahabi, İslam liderliğinin nasıl bir sorumluluk olduğunu dünyaya göstermiştir.

​Sonuç olarak; Hz. Ebubekir, fırtınalı bir denizde gemiyi sağ salim limana ulaştıran kaptandır. Onun kısa ama bereketli dönemi olmasaydı, sonraki büyük fetihlerin gerçekleşmesi mümkün olamazdı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Şiiler Neden Sahabelere Sövüyor? Hakikat ve Sapkınlık arasında ŞİA

​ İslam tarihinin en büyük fitnelerinden biri, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) vefatından sonra ortaya çıkan ve bugün "Şiilik" olarak bilinen akımdır. Araştıran bir gencin bilmesi gereken ilk şey şudur: İslam, sahabenin omuzlarında yükselmiştir. Onlara dil uzatmak, aslında o dinin temeline dinamit koymaktır. ​1. Sahabe Düşmanlığının Kökeni: Neden Sevemiyorlar? ​Şiiler, İslam’ın ilk üç halifesi (Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman) ve birçok sahabenin (Aişe annemiz dahil), Hz. Ali’nin hakkı olan halifeliği "gasbettiğine" inanırlar. Onlara göre sahabenin büyük çoğunluğu -hâşâ- Peygamber’in vefatından sonra dinden dönmüş (irtidat etmiş) veya ona ihanet etmiştir. ​Gerçek: Oysa Kur'an-ı Kerim onları bizzat müjdelemiş, Allah onlardan razı olduğunu ilan etmiştir: "O önde giden ilk muhacirler ve ensar... Allah onlardan razı olmuş, onlar da O’ndan razı olmuşlardır." (Tevbe, 100) Allah’ın razı olduğuna lanet okumak, doğrudan Kur'an ayetiyle savaşmaktır. ​2. Re...

Kaza Namazı Nedir? Bilerek Kaçırılan Namazın Kazası Var mı?

 İslam akidesinde namaz; belli vakitleri, rükunları ve şartları olan bir ibadettir. Günümüzde "nasıl olsa kaza ederim" düşüncesiyle namazın vaktini geçirmek büyük bir gevşekliğe yol açmaktadır. Peki, Kur’an ve Sünnet bu konuda ne diyor? 1. Kur’an’daki Kesin Sınır: Vakit Şartı Yüce Allah, namazın vaktinde kılınmasının tesadüfi değil, ilahi bir kanun olduğunu şöyle belirtir: "Şüphesiz namaz, müminler üzerine vakitleri belirlenmiş bir farzdır." (Nisâ Suresi, 103) Tefekkür: Bir ibadet "vakitli" olarak emredilmişse, o vakit dışında yapılması için Allah’tan veya Resulü’nden bir izin (delil) gerekir. Vakti dışında mazeretsiz kılınan namaz, vaktinden önce kılınan namaz gibi esastan bozulmuş bir ibadettir. 2. Sahih Sünnet’in Çizdiği Sınır Peygamber Efendimiz (s.a.v.), namazın vakti geçtikten sonra hangi durumlarda kılınabileceğini (kaza edilebileceğini) bizzat şu hadisle sınırlamıştır: "Kim bir namazı unutur veya uyuyup kalırsa, onu hatırladığı zaman kılsın....

Cehri Zikir Nedir? Kur'an ve Sünnette Var mı?

  Günümüzde bazı tarikatlarda "zikir" adı altında yüksek sesle bağırmak, garip sesler çıkarmak (hırıltı vb.) ve toplu halde kendinden geçercesine hareketler yapmak "maneviyat" gibi sunulmaktadır. Oysa İslam’ın zikir usulü vakar, huşu ve gizliliktir. 1. Kur’an-ı Kerim’de Zikrin Usulü: Kısık Ses ve Huşu Yüce Allah, zikrin nasıl yapılması gerektiğini A’raf Suresi’nde çok net bir sınırla çizmiştir: "Rabbini, içinden, yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam zikret; gafillerden olma!" (A’raf, 205) Tefekkür: Allah Teâlâ "yüksek olmayan bir sesle" (dûne'l-cehri) buyurarak, bağırıp çağırmayı değil, kalbin ve dilin sessizce uyuştuğu vakar dolu bir zikri emretmiştir. 2. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) Uyarıları "Ey insanlar! Kendinize acıyın (kendinizi yormayın). Siz ne sağır birine dua ediyorsunuz, ne de yanınızda olmayan birine... Siz, her şeyi duyan, size çok yakın olan Allah’a dua ediyorsunuz." (Buhârî, Müslim) Anal...