Ana içeriğe atla

Kerbelâ Savaşı Nedir? Hz Hüseyin'in Şehadeti


 Kerbelâ: Bir Hürriyet ve Mazlumiyet Destanı

​İslam tarihinin en hüzünlü sayfası, bir iktidar kavgası değil; bir tarafta dünya saltanatı için her şeyi mübah görenlerin, diğer tarafta ise Peygamber emaneti olan adaleti ve hürriyeti korumak için canını ortaya koyanların savaşıdır.

​1. Kırılma Noktası: İhlal Edilen Ahit

​Her şey, Hz. Hasan (r.a.) ile Muaviye arasında yapılan barış anlaşmasının en temel maddesinin çiğnenmesiyle başladı. O anlaşmaya göre yönetim saltanata dönüşmeyecek ve seçim Müslümanların iradesine (Şûra) bırakılacaktı. Ancak yönetim babadan oğula geçince (Yezid dönemi), Hz. Hüseyin (r.a.) için "biat" değil, "kıyam" vakti gelmişti.

​2. 72 Kişiye Karşı Koca Bir Ordu

​Fırat Nehri'nin kenarında, günlerce susuz bırakılan 72 kişilik küçük bir kafile... Karşılarında ise sayıları binlerle ifade edilen Kûfe ordusu. Hz. Hüseyin, yanındaki kadın ve çocukların hayatını tehlikeye atmamak için onlara "Gidebilirsiniz" dediğinde aldığı cevap tarihe geçti: "Seni bırakıp nereye gideriz ey Resûlullah'ın torunu?"

​3. Zirve Noktası: Şehadet

​10 Muharrem 61... İslam tarihinin kalbine hançerin saplandığı gün. Hz. Hüseyin, Peygamberimizin öptüğü o mübarek boynuna kılıç darbesi aldığında aslında kazanan o oldu. Çünkü o gün Yezid bir krallık kazandı ama Hz. Hüseyin kıyamete kadar sürecek olan "Zulme karşı boyun eğmeme" sancağını dikti.

​"Bizim için ölüm, zillet altında yaşamaktan daha hayırlıdır!" - Hz. Hüseyin (r.a.)

​4. Kerbelâ'dan Alınacak Ders

​Kerbelâ sadece bir yas günü değildir; bir duruştur. Gücün haklı olduğu değil, hakkın güçlü olduğu bir dünya idealinin bedelidir. Bugün Kerbelâ'yı anmak, sadece ağlamak değil; dünyanın neresinde olursa olsun zulme karşı "Hüseyinî" bir tavır takınmaktır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Şiiler Neden Sahabelere Sövüyor? Hakikat ve Sapkınlık arasında ŞİA

​ İslam tarihinin en büyük fitnelerinden biri, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) vefatından sonra ortaya çıkan ve bugün "Şiilik" olarak bilinen akımdır. Araştıran bir gencin bilmesi gereken ilk şey şudur: İslam, sahabenin omuzlarında yükselmiştir. Onlara dil uzatmak, aslında o dinin temeline dinamit koymaktır. ​1. Sahabe Düşmanlığının Kökeni: Neden Sevemiyorlar? ​Şiiler, İslam’ın ilk üç halifesi (Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman) ve birçok sahabenin (Aişe annemiz dahil), Hz. Ali’nin hakkı olan halifeliği "gasbettiğine" inanırlar. Onlara göre sahabenin büyük çoğunluğu -hâşâ- Peygamber’in vefatından sonra dinden dönmüş (irtidat etmiş) veya ona ihanet etmiştir. ​Gerçek: Oysa Kur'an-ı Kerim onları bizzat müjdelemiş, Allah onlardan razı olduğunu ilan etmiştir: "O önde giden ilk muhacirler ve ensar... Allah onlardan razı olmuş, onlar da O’ndan razı olmuşlardır." (Tevbe, 100) Allah’ın razı olduğuna lanet okumak, doğrudan Kur'an ayetiyle savaşmaktır. ​2. Re...

Kaza Namazı Nedir? Bilerek Kaçırılan Namazın Kazası Var mı?

 İslam akidesinde namaz; belli vakitleri, rükunları ve şartları olan bir ibadettir. Günümüzde "nasıl olsa kaza ederim" düşüncesiyle namazın vaktini geçirmek büyük bir gevşekliğe yol açmaktadır. Peki, Kur’an ve Sünnet bu konuda ne diyor? 1. Kur’an’daki Kesin Sınır: Vakit Şartı Yüce Allah, namazın vaktinde kılınmasının tesadüfi değil, ilahi bir kanun olduğunu şöyle belirtir: "Şüphesiz namaz, müminler üzerine vakitleri belirlenmiş bir farzdır." (Nisâ Suresi, 103) Tefekkür: Bir ibadet "vakitli" olarak emredilmişse, o vakit dışında yapılması için Allah’tan veya Resulü’nden bir izin (delil) gerekir. Vakti dışında mazeretsiz kılınan namaz, vaktinden önce kılınan namaz gibi esastan bozulmuş bir ibadettir. 2. Sahih Sünnet’in Çizdiği Sınır Peygamber Efendimiz (s.a.v.), namazın vakti geçtikten sonra hangi durumlarda kılınabileceğini (kaza edilebileceğini) bizzat şu hadisle sınırlamıştır: "Kim bir namazı unutur veya uyuyup kalırsa, onu hatırladığı zaman kılsın....

Cehri Zikir Nedir? Kur'an ve Sünnette Var mı?

  Günümüzde bazı tarikatlarda "zikir" adı altında yüksek sesle bağırmak, garip sesler çıkarmak (hırıltı vb.) ve toplu halde kendinden geçercesine hareketler yapmak "maneviyat" gibi sunulmaktadır. Oysa İslam’ın zikir usulü vakar, huşu ve gizliliktir. 1. Kur’an-ı Kerim’de Zikrin Usulü: Kısık Ses ve Huşu Yüce Allah, zikrin nasıl yapılması gerektiğini A’raf Suresi’nde çok net bir sınırla çizmiştir: "Rabbini, içinden, yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam zikret; gafillerden olma!" (A’raf, 205) Tefekkür: Allah Teâlâ "yüksek olmayan bir sesle" (dûne'l-cehri) buyurarak, bağırıp çağırmayı değil, kalbin ve dilin sessizce uyuştuğu vakar dolu bir zikri emretmiştir. 2. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) Uyarıları "Ey insanlar! Kendinize acıyın (kendinizi yormayın). Siz ne sağır birine dua ediyorsunuz, ne de yanınızda olmayan birine... Siz, her şeyi duyan, size çok yakın olan Allah’a dua ediyorsunuz." (Buhârî, Müslim) Anal...