Ana içeriğe atla

Selefilik ve Ehl-i sünnet Ayrı Görüşler mi?

 


Dünyada bugün Müslümanlar arasında sinsi bir fitne ve kavram kargaşası hakim. İnsanlar, İslami kimliklerini tanımlarken "Ben şuyum", "Sen busun" diyerek fırkalara bölünüyor. Bu kargaşanın en büyük mağdurlarından biri de "Selefilik" kavramıdır. Bugün birçok insan, medya veya cehalet yüzünden, Selefiliği "aşırılığa kaçan", "teröre bulaşan" veya "marjinal" bir grup zannediyor.

​Oysa asıl hakikat, bundan taban tabana zıttır.

​Bu yazımızda, bu çelişkiye karşı, bizzat Kur'an-ı Kerim ve Sahih Hadislerin ışığında, Selefiliğin aslında Ehl-i Sünnet'in ta kendisi olduğunu ve Müslüman kimliğinin özünü oluşturduğunu ortaya koyacağız.

​Selefilik Bir Fırka Değil, Bir Metoddur

​Selefilik, sonradan ortaya çıkmış bir ideoloji veya yeni bir mezhep değildir. Selefilik; lügat manasıyla "önde gidenler, öncekiler" demektir. Istılahta ise İslam'ın ilk üç nesli olan Sahabe, Tabiin ve Tebe-i Tabiin'in (Selef-i Salihin) dini anlama, yaşama ve yorumlama metoduna uymaktır.

​Ehl-i Sünnet'in Ta Kendisi: Selefin Yolu

​Tarihsel olarak baktığımızda, Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat kavramı, dine sokulan bid'atlara karşı, Nebi (s.a.v.) ve Ashabı'nın yolu üzere kalanları tanımlamak için kullanılmıştır. Asıl hak, zaten Selef-i Salihin'in o dosdoğru yoludur. Dolayısıyla, gerçek manada Ehl-i Sünnet olmak, dini Selef'in anladığı gibi anlamayı ve yaşamayı gerektirir.

​İmâm Şâfiî, İmâm Mâlik, İmâm Ahmed bin Hanbel ve İmâm Ebû Hanîfe (Allah hepsine rahmet etsin) gibi büyük mezhep imamları, metodolojilerinde bizzat Selef'in izini sürmüşlerdir. Yani "Selefi" olmak, aşırı gitmek değil, özüne dönmek ve dini saf, berrak, bid'atlardan arınmış haliyle yaşamaktır.

​Kanıtlarımız: Vahyin Işığı

​Bu iddianın doğruluğu, bizzat Allah'ın Kitabı ve Resulü'nün (s.a.v.) Sünneti ile sabittir:

​1. Kur'an-ı Kerim'den Kanıt:

Allah Teala, Sahabe nesline ve onlara uyanlara rızasını vaat etmiştir:

​"Öne geçen ilk Muhacirler ve Ensâr ile onlara güzellikle uyanlardan Allah razı olmuştur, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. Allah onlara, altından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte büyük kurtuluş budur." (Tevbe, 100)

​Analiz: Ayette geçen "güzellikle uyanlar" ifadesi, Selef'in metoduna (ihsan ile) tabi olmanın önemini açıkça ortaya koymaktadır. Rıza-ı İlahi, bu yoldan geçmektedir.

​2. Hadis-i Şerif'ten Kanıt:

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), en hayırlı nesilleri bizzat tanımlamıştır:

​Abdullah bin Mes'ud'dan (r.a.) rivayet edildiğine göre, Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "İnsanların en hayırlısı benim dönemimde yaşayanlardır. Sonra onları takip edenler, sonra da onları takip edenlerdir." (Buhârî, Müslim)

​Analiz: Bu hadis, ilk üç neslin (Selef-i Salihin) dini anlama ve yaşamada mutlak bir kıstas ve örnek olduğunu, onların yolunun "hayır" üzere olduğunu müjdelemektedir. Bu hayra talip olmak, Selefi metodunu benimsemek demektir.

​İsimlere Takılmadan, Hakikate Teslim Olmak

​Bugün dünyadaki çelişki şudur: İnsanlar "Selefi" isminden korkarken, aslında Ehl-i Sünnet olduklarını iddia ediyorlar. Ancak gerçek Ehl-i Sünnet, bid'atlara (dinde sonradan uydurulan şeylere) karşı tavizsiz duran, dini sadece Kitap ve Sahih Sünnet'e göre anlayan Selef'in yoludur.

​Bizler, kendimizi herhangi bir isme takılmadan, bizzat Allah'ın bize verdiği isimle; "Müslümanlar" olarak adlandırırız:

​"O, daha önce ve bu (Kur'an)da da, Peygamber'in size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için size 'Müslümanlar' adını verdi." (Hac, 78)

​İsimler fani, hakikat bakidir. Hakikat ise; dini Selef'in anladığı gibi anlamak, bid'atlardan kaçınmak ve sadece Allah'a halis bir imanla teslim olmaktır. İşte asıl Selefilik ve gerçek Ehl-i Sünnet budur.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Şiiler Neden Sahabelere Sövüyor? Hakikat ve Sapkınlık arasında ŞİA

​ İslam tarihinin en büyük fitnelerinden biri, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) vefatından sonra ortaya çıkan ve bugün "Şiilik" olarak bilinen akımdır. Araştıran bir gencin bilmesi gereken ilk şey şudur: İslam, sahabenin omuzlarında yükselmiştir. Onlara dil uzatmak, aslında o dinin temeline dinamit koymaktır. ​1. Sahabe Düşmanlığının Kökeni: Neden Sevemiyorlar? ​Şiiler, İslam’ın ilk üç halifesi (Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman) ve birçok sahabenin (Aişe annemiz dahil), Hz. Ali’nin hakkı olan halifeliği "gasbettiğine" inanırlar. Onlara göre sahabenin büyük çoğunluğu -hâşâ- Peygamber’in vefatından sonra dinden dönmüş (irtidat etmiş) veya ona ihanet etmiştir. ​Gerçek: Oysa Kur'an-ı Kerim onları bizzat müjdelemiş, Allah onlardan razı olduğunu ilan etmiştir: "O önde giden ilk muhacirler ve ensar... Allah onlardan razı olmuş, onlar da O’ndan razı olmuşlardır." (Tevbe, 100) Allah’ın razı olduğuna lanet okumak, doğrudan Kur'an ayetiyle savaşmaktır. ​2. Re...

Kaza Namazı Nedir? Bilerek Kaçırılan Namazın Kazası Var mı?

 İslam akidesinde namaz; belli vakitleri, rükunları ve şartları olan bir ibadettir. Günümüzde "nasıl olsa kaza ederim" düşüncesiyle namazın vaktini geçirmek büyük bir gevşekliğe yol açmaktadır. Peki, Kur’an ve Sünnet bu konuda ne diyor? 1. Kur’an’daki Kesin Sınır: Vakit Şartı Yüce Allah, namazın vaktinde kılınmasının tesadüfi değil, ilahi bir kanun olduğunu şöyle belirtir: "Şüphesiz namaz, müminler üzerine vakitleri belirlenmiş bir farzdır." (Nisâ Suresi, 103) Tefekkür: Bir ibadet "vakitli" olarak emredilmişse, o vakit dışında yapılması için Allah’tan veya Resulü’nden bir izin (delil) gerekir. Vakti dışında mazeretsiz kılınan namaz, vaktinden önce kılınan namaz gibi esastan bozulmuş bir ibadettir. 2. Sahih Sünnet’in Çizdiği Sınır Peygamber Efendimiz (s.a.v.), namazın vakti geçtikten sonra hangi durumlarda kılınabileceğini (kaza edilebileceğini) bizzat şu hadisle sınırlamıştır: "Kim bir namazı unutur veya uyuyup kalırsa, onu hatırladığı zaman kılsın....

Cehri Zikir Nedir? Kur'an ve Sünnette Var mı?

  Günümüzde bazı tarikatlarda "zikir" adı altında yüksek sesle bağırmak, garip sesler çıkarmak (hırıltı vb.) ve toplu halde kendinden geçercesine hareketler yapmak "maneviyat" gibi sunulmaktadır. Oysa İslam’ın zikir usulü vakar, huşu ve gizliliktir. 1. Kur’an-ı Kerim’de Zikrin Usulü: Kısık Ses ve Huşu Yüce Allah, zikrin nasıl yapılması gerektiğini A’raf Suresi’nde çok net bir sınırla çizmiştir: "Rabbini, içinden, yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam zikret; gafillerden olma!" (A’raf, 205) Tefekkür: Allah Teâlâ "yüksek olmayan bir sesle" (dûne'l-cehri) buyurarak, bağırıp çağırmayı değil, kalbin ve dilin sessizce uyuştuğu vakar dolu bir zikri emretmiştir. 2. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) Uyarıları "Ey insanlar! Kendinize acıyın (kendinizi yormayın). Siz ne sağır birine dua ediyorsunuz, ne de yanınızda olmayan birine... Siz, her şeyi duyan, size çok yakın olan Allah’a dua ediyorsunuz." (Buhârî, Müslim) Anal...